Sinema ve Sanatın İlişkisi: Biçim ve İçerik
- 16 Mar 2022
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 16 Tem 2023
Medya’nın ve sanatın en sevilenlerinden olan sinema, bazen kurmaca bazen gerçeklikle çıkıyor karşımıza. Ne kadar kurmaca olsa da bizlere mesaj vermek, bizi aydınlatmak veya yanlışlarımıza ışık tutmak istiyor. Bir film izlerken, bu film kısa veya uzun olsun yönetmen, izleyiciyi daha çok şaşırtmayı, düşündürmeyi seviyor sanki, haklıda. Tabi ki her zaman bilgiye dayalı olacak diye bir şey yoktur. Bizlere herhangi bir olay örgüsü anlatır mesaj vermez ama yanıltır, ters köşe yapar. Yönetmen ne istiyor mesele bu, senaryo ne, verilmek istenen ne ve izleyicin anlaması gerektiği düşünülen şey ne tamamıyla bundan ibarettir. Bu esnada birçok akılda olan soru gelir, filmi öne çıkaran, dikkat edilmesi gereken yer, biçim mi? İçerik mi? İçerik-biçim ilişkisinin bir soruna dönüştüğü sanat dalları arasında sinemanın ayrıcalıklı bir yeri olduğu söylenebilir çünkü ayrıntısı kadar bilgiye de o kadar açtır. Sinema, sanatı açısından da sorunun çok daha çetrefilli hale getiriyor.
Sinemanın bir sanat olduğu kadar bir endüstri olduğu da düşünüldüğünde, gişe gelirinin, ticari kaygıların güdümünde, göz alıcı tekniklerle, içerikten yoksun, göz alıcı biçim oyunlarıyla izleyicinin gözünü boyamanın kolay yol olduğu söylenebilir. Bu durumda sanatçının, yani yönetmenin sorumluluğu kadar film eleştirmenin, sinema yazarlarının da işi zordur. Film eleştirmeninin de, sanat olanı, olmayandan ya da sanat değeri taşıyan bir filmi taşımayandan ayırt edebilmek için, çözümlemesinde ve eleştirisinde biçimin mi yoksa içeriğin mi öncelikli önem taşıdığına, yine bilgi temelinde bir karar vermesi gerekir.
Sanat görüneni, reel olanı yansıtmakla kalmıyor, bir yapıt, görünürdeki görülmeyeni (Real olanı, anlamı, ideayı) açığa çıkarttığı ölçüde sanat değeri kazanıyorsa, sinema sanatının sunduğu olanakların başka sanat dallarına kıyasla çok zengin olduğu söylenebilir. Bir edebiyat sanatçısının elinde yalnızca sözcükler vardır; ressamın renkleri, müzisyenin notaları vb. Oysa film dilinde nesnelleştirme anlamını var etmek için sözcükler ve ses de, renkler ve müzik de, uzam ve zaman da yönetmenin elinin altındadır. Yönetmeni, elinin altındaki bu olanaklarla yeni ve özgün bir biçem aramaya, bulmaya iten ise içeriktir. Ne kadar eşit gibi görünse de, her zaman terazimizde biri ağır basar ama hangisi olduğu, bu filmden filme değişir.
Bir kısa Film Yönetmeni olan Burak Koçak; ‘’Bir film iyiyse insanları zaten etkiler ama yönetmenin anlatmak istediği şeyle izleyicinin anladığı şey farklı olabilir. ‘’Anlaşmak’’ işin içine girince zaten her disiplinde zorlanıyoruz. Sinemanın güzelliği de burada, anlamazsanız bile etkilenebiliyorsunuz. Kısa Filmde, biçim mi? İçerik mi? önemli olan asıl bu.’’ demiştir. Koçak ne kadar kapsamlı söz etse de, tek bir şeye hitap etmiştir, sinemadaki sanata. Erinç'e göre ise "Biçim, tek başına anlam taşımaz. Biçim bir içeriği taşıdığı sürece kendi varlığını bulur. Yani biçimle içerik madalyonun iki yüzü gibidir, biri olmadan diğerinden söz edilemez.” Demiştir yanlışlığı da yoktur çünkü sinemada biçimi ortaya koyan görsel araçların kullanım tercihimizdir. Bu da, görüntünün elde edilmesinin yöntemi olarak ‘’hareket’’ ifadesini vermişizdir. Kamera hareketi, objektif hareketi, kaydırma hareketi gibi kavramları sinemanın biçimine hizmet eden tercihlerdir. Bunları seçmek uygulamak vs. bize kalır bizler ise konuya ve anlatmak istediğimize göre uygular ve sunarız bundan sonra iş seyirci ile aramızdadır…
Bazen biçim o kadar önemlidir ki seyirci ile aramızdaki tek ileti aracımızdır, onu öyle bir düzen de yapmalıyız ki, izleyici anlasın düşünsün, anlasın ki doğru düşüne bilsin. Bu izleyicinin kültürüne göre değişe bilir (bahsedilen kültür eğitim ve algıdan kasıtlıdır). SISTERS filminde biçimin ne kadar önemli olduğunu görmüşsünüzdür, içeriği diyaloglardan yoksun olup sanatı konuşturmuştu. İçinde diyalog olmayan bir içeriği biçimle destekleyerek iletide yapıla biliyormuş, biçimin zenginliği… Modern sanat eşliğinde, üç kardeşin oyun halinde şarkı söylercesine birbirinin yaşını söylemesi gibi bu kısım gayet iyi bir şekilde bilgi verişiydi. Modern dans ile anlatımın sağlanması, tüm insani duyguların ve diyalogların bu şekilde aktarımının işleyişi vardı. Anlatmamış göstermişti, bu tarz filmleri genç kitle ne kadar çok sevse de bu film bambaşkaydı, her yaş grubunun anlayacağı şekilde. Sanat toplum için vardır sözünü doğrulayan sanatlardandır. Bahsetmiş olduğum bu filmde içeriğin daha önde olduğunu düşüneceksiniz ama değil. Filmdeki kamera geçişleri, ışık ve gölgelerin geçişi izleyiciyi düşündürürken o anı yaşatıyor. Bir filmi deneyimlemek, bir resmi ya da romanı deneyimlemek değildir. Örneğin bir resmi analiz ederken renk, biçim kompozisyon bilgisine, bir romanı analiz ederken dilbilgisine ihtiyacımız vardır. Bir filmi analiz ederken de, her sanat dalının kendine özgü araçlarına başvurduğumuz gibi, bir dizi sinematik tekniğe bakmamız gerekir. Bunlar film biçimini oluşturan belli başlı öğelerde kurgu ve sesin kullanımıdır. Diyalog olarak modern dansı kullanılan anlardaki dans ritmine uygun müzik ve kamera hareketleri adeta tamamıyla bir bütün olmuşlarını göstermekte de, ispatlamada da biçimin başarısıdır. Bu filmde Erinç’in görüşüne katılan ve "İnsan, bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır" diyen Jean Paul Sartre'a bir örnektir. ZİLAN’IN RENKLERİ isimli filmde de biçim ve içerik yakın aralıktadır fakat biçim küçük bir farkla öndedir çünkü başlangıcından sonuna kadar renkler, zaman dilimleri, alanlar, türkü gibi birçok şeyle desteklenmiştir. Doğudaki insanların günlük yaşamlarını ve ipliğin oluşumunu anlatan bu filmde kısa diyaloglar var ama SISTERS filmindeki gibi anlatmaktansa göstermeye gitmiştir, bu sayede izleyici can kulağıyla daha çok adapte olmuş ve filmi kolaylıkla anlamıştır. Burak Koçak’ın demiş olduğu ‘’Bir film iyiyse, insanları zaten etkiler ama yönetmenin anlatmak istediği şeyler farklı olabilir. ‘’ Ve bu film iyiydi insanlar anlatılmak isteneni anlamıştır fakat başta dediğim gibi insandan insana değişir, filmimizin sonunda iplik üretime ağırlık verdiği için filmi tamamıyla iplik üzerine kurulduğunu düşünen kişiler var, burada da ‘’anlaşma’’ işin içine giriyor.
İçeriğin ön planda olduğu, biçimin geride kaldığı bir o kadarda film, kısa filmler var. Örneğin kısa film olan HASHTAG üniversitemizden de kurmaca dalında 2.lik ödülü almıştır. Yönetmeni Ensar Öztürk’ün olduğu bu kısa filmde günümüzdeki sosyal medya, telefon bağımlılığı üzerinden bir hırsızın kafe soyması anında, müşterilerin vermiş olduğu tepkilerindeki garipliği, abartılı bir dille ele almıştır. Filmde ses, görüntü, ışık ve netlikte ne kadar sıkıntı olsa da içerik dikkatimizi topluyor ve ana mesaja yönlendirip ‘’Sonun böyle olabilir’’ diyor. İçeriğin daha çok önde, biçimi ise daha geride durduğu bir film örneği idi. Biçim bizlere daha emek isteyen ve ayrıntı dolu olarak gelse de içerikte biçim kadar değerlidir.
Herkes kendi biçimini kendi yaratır, ondan sonra da bunun üzerinde yargıya varılır. Filmin tekniğinin çokluğu kadar anlatım şekilleri de o kadar çoktur ve bu kişiden kişiye değişir ve her hikayenin kendine özgü bir biçimi vardır. Aynı senaryoyu iki yönetmene verseniz ikisi farklı biçimlerde size yansıtır, farkları tek bu değil içeriği ne kadar yansıttıkları ve amaç dan dışarı çıkılıp, çıkılmamasıdır. Konunun biçemi yarattığı doğrudur ama konu biçemi mahkum etmez; işin başından yazının dışında kalan konu yoktur... Kısacası, bütün iş ne yazmak istediğini bilmektedir. Yazarken toplumu ele alma ve iletişim şekilleri ve kuramlarından faydalanmaktan geçer. Burak Koçar’ ın bahsettiği kısım ‘’Anlaşmak işin içine girince zaten her disiplinde zorlanıyoruz’’ demişti işte bu kısımda öz disiplinimiz dahi yetersiz kalabiliyor, devamında ‘’Sinemanın güzelliği de burada, anlamazsanız bile etkilene biliyorsunuz’’ burada da tam bahsini ettiği şeyi, A LONG STORY SHORT filminden örnek vermek anlatmak istiyorum. Bu filmde salyangozlar hakkında idi sessiz, doğal ve yine insani duygular yansıtmakta idi. Bu filmde salyangozların sevgisini, doğuşunu vs. anlamamış olsanız dahi filmdeki o doğal salyangoz sesi, hareketleri sizi etkiliyor. Daha bilindik örnek ise Sabato’ nun Bismarck klipi Otto Von Bismarck’tan almıştır, klip savaşı anlatırken siz müziğin ritmi ve olay örgünün içinde kaptırmış olup savaş hakkında herhangi bir şey anlamasanız dahi ses ve görüntünün uyumu, işleyişi kendine hayran bırakmaktadır. Burak Koçak’ ta bunu demek istemiştir. İzleyici sizi anlamasa dahi, etkilene bilir önemli olanda bu izleyicide bir etki bıraka bilmek. Mesela siyah-beyaz filmler gerçekten çok dramatik bir etki bırakır ve filmin ruhunu daha net yansıtmanıza destek çıkar. Renkler detaydır, renkler bir anlam taşır buda biçim ve içeriğe bağlı olarak hareket eder. Bu tarz biçimler dahi izleyicide birçok farklı etkiyi yakalamak mümkündür.
Tamamıyla Burak Koçak’a dönersek ve ‘’Bir film iyiyse insanları zaten etkiler ama yönetmenin anlatmak istediği şeyle izleyicinin anladığı şey farklı olabilir. ‘’Anlaşmak’’ işin içine girince zaten her disiplinde zorlanıyoruz. Sinemanın güzelliği de burada, anlamazsanız bile etkilenebiliyorsunuz. Kısa Filmde, biçim mi? İçerik mi? önemli olan asıl bu’’ deyişini hatırlarsak, ne kadar çok şey anlatsa da hepsi bir bütündür diye biliyoruz. Her film sonunda nasıl yorumlar yapar ve bizde bıraktığı etkiyi, izleri dile getire biliyorsak yönetmenin bizlere bir şeyler vermiş olduğunu anlarız ama bu yönetmenin istediği yönde ise. Her zaman izleyicilerden küçük bir kısmından anlamayan, hatta farklı bir düşünce sahibi olarak karşınızda olabilir. Burada da anlaşılmak devreye girer ve ne kadar disiplin sahibi olursanız olun, bunu çözmek zor olabiliyor. Sinemanın da çetrefilli yüzünü burada görürsünüz, anlaşılamaz olsa da ufak ama değerli bir etki bırakmış olma ihtimali hatta bırakmışsınızdır. Daha sonra düşünce ve asıl kuram, biçim ve içerik. Sinema için bir bütün olsalar da, bambaşka özellik ve anlatım biçimlerinden. Sinema tamamıyla öyle aslında bu kadar farklı bilgilerin birleşimden başarılı işlerin çıkması izleyicinin hayran kalma sebebi bunu da tetikleyen her zaman biçimdir. Anlatmak her zaman yeterli değildir ama izletmek, göstermek tatmin edicidir çünkü izleyici bunu bir kanıt gibi algılar ve kavrama, anlama hızı artar. İçerik unutulmaz, unutulmamalı başlıca meselede bu içeriği doğru yansıtma. Biçimin gücü ve etkisi içerikten üstün kalmaktadır.




Yorumlar