Anıların Renginde Bir Yaşam
- 16 Mar 2022
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 17 Tem 2023
Düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum. Düşündükçe sürekli merak ediyordum. Bu sırada sigaramın dumanı ile kahvemin dumanı birbirine karışıyordu. Onlar o kadar bütünleşmişti ki kokusunu ve rengini ayırt edemez olmuştum. Hayat ve insanlar gibi... Ama biz fark etmeden yaşıyorduk, görmeden, hissetmeden. Ne demiş Zeki Müren; 'Yıllar ne çabuk geçti, günler arasından.' Düşündüm, onlar olsaydı nasıl olurdum, düşledim, konuştum, kendimle dertleştim.
Annem ve babam çocukluk aşıklarıydı. Yetimhanede tanışmışlardı. Annemin koruyucu ailesi, annemi babamdan hep uzak tutmak istemişti. Babam çalışıp annemin okuduğu üniversiteyi kazanmıştı. Dışarıda görüşemeseler de okulda bir araya gelirlerdi. Okuldan sonra annemin ailesi, babamla başa çıkamayacaklarını düşünerek evlenmelerine razı geldi. Birkaç yıl sonra annemin karnında ben belirdim. Ne kadar tehlikeli olsam da annem beni yok etmemişti.
Annem beni dünyaya getirirken kendini soyutlamış ve bitkisel hayatı selamlamıştı. 12 yaşımda melek oldu. Birçok eski çalışanımız, annemin neşeli, yardımsever ve üslubunu övgüyle anlatırlardı. Bana hamileyken tuttuğu günlük sayesinde onu daha da yakından tanıyordum. Okumayı çözdüğüm günden itibaren elimden düşürmemiştim, başucu hikayemdi. Şu anda 35 yaşındayım ve hala devam ediyor. Bir nebze de olsa özlemimi gideriyorum. Hayata annesiz gözlerimi açtım sayılır. Tüm eksikliğim buydu, ne para ne sağlık. Babamın soyadı, benim hayattaki anahtarım oldu, bir nevi benim istediğim karşılığında söylediğim bir kelime. Babam sayesinde yalnızlık diye bir şey yaşamadım, ama insanlarla birlikteyken bile yalnız kalınabiliyordu. Babam hiçbir zaman yalnız bırakmadı, iş seyahatlerinde bile beni yanından ayırmaz, her şeyini bana adadı. O, benim karadeliğim olmasına rağmen...
Babam çok sempatik ve başarılı bir kişiydi. İnsanlar, zekasına hayrandı. İkna gücümü babamdan almıştım. Bana yakışıklılığını ve dikkat çekiciliğini vermemişti. Ben ise ergenlik sonuna kadar, olgun insanların neyi aykırı gördüyse onu yapmaktan zevk alıyordum. "Dur" kelimesi benim için anlamsızdı.
Ben son sınıftayken, babam bir tekne kazasında hayatını kaybetti. Yıkılmış gibiydim, sanki bir kolumu kaybetmişim gibi hissediyordum. Ayağa kalkmam zor olmadı, arkadaşlarım sayesinde. Üniversitede Gökçe ve Önder'i tanıdım. Onlarda beni çeken çok farklı şeyler vardı. Onları tanırken kendimi buldum ve bu sayede yolumu çizdim. Üçümüz birbirinden farklıydık. Önder fazla meraklı, yardımsever ve bilgiliydi. Bazen nasıl bu kadar çok şeyi bildiğini hayretle izlerdik. Gökçe ise hayatta hiçbir şeyin önemi olmadığını düşünürdü. Değersizdi her şey, umursamaz tavırlarına rağmen sorumluluk sahibiydi. Bu huyu ne kadar şaşırtıcı. Okuldan sonra Önder ve Gökçe kamuyu seçti, ben ise evde işlerimi yürütüyor ve boş zamanlarımda dışarı çıkıp insanlar arasına karışıyordum. Birçok köşe yazısında adımı görmek mümkün olmuştur. Annemin çizimlerine de dahil olmuştum ve onları herkese göstermek için çabalıyorum. Hayallerimi gerçekleştirmek için çok çalışıyorum. Basıma hazır olan kitabım ve kurulması gereken butik eğitim yerleri var. Açacağım eğitim kurumunun logosunda annemin yapmış olduğu çizimlerden bir kıs
mını kullanacağım... Bu yaşımda bile annem ve babam her gece bana yeni bir fikirle, bilgiyle geliyorlar. Sanki hiç gitmemişler gibi. Düşünüyorum, onları hala görmüyor olsaydım ayakta kalabilir miydim?



Yorumlar